Hatice, Saadet ve Ölçüm

SEYİR DEFTERİ

Koray Özer


Her şeyi ölçemiyoruz. Bu  yüzden çoğunlukla ayırıcı olarak sıfatları kullanırız.

Örneğin, “büyük”, “küçük” sözcükleri olmasa ne kadar zorlanırdık.  “İdare eder” deriz, ortalama demek.

“Uzun” “kısa”ya ne demeli. “Az”, “çok”, “ağır”, “hafif” de az değildir nesneleri tanımlarken.

Değer yargılarımızla da  ölçüm yaparız: “İyi”, “kötü”, “doğru”, “yanlış” , “sevap”, “günah” vs.

Para en büyük ölçüm araçlarından biri değil midir? Bir değer’in kaç  ettiğini en iyi para ortaya koymuyor mu?

Diploma ve sertifikalar da bu işe yaramıyor mu? Onlar da bilgimizi ölçmezler mi?

Daha ayrıntılı betimlemelerde matematik imdadımıza koşmuş. Sayıları ortaya dökmüş.  Böylece ne, ne kadar eder, daha iyi anlamışız.  Matematik tüm ölçümlerin anası.

Yaşadığımız dünyada  fizik yasaları çevremizi ölçebildiğimiz için bulunmuş. Bulunmuş deyip geçmemeli, ölçümleme olmasa bir problemi ortaya koyamayız ve çözüm öneremeyiz…

Dünyasal boyutlarda ölçüm içinde çok başarılıyız. Ancak atom boyutlarına indiğimizde ölçmeyle  ilgili ciddi sorunlarla karşılaşırız. Ünlü Belirsizlik yasası… Atomik boyutlarda ölçüm ışık tanecikleriyle yapılıyor. Fotonlar yani. Parçacık nerede, hızı ne diye merak ettik mi göndeririz bir foton. Parçacıkla foton çarpıştı mı, anlarız hangisinin hızı ne veya nerede… Ama burada bir sorun var. Fotonla ölçüm yapınca parçacığın yolunu veya  yönünü veya hızını değiştirmiş oluruz. Bu durumda da ölçme nesnemiz olan foton duruma müdahale etmiş olur. İşte buradan başlayıp Kuantum teorisine kadar gitmiş bugün bildiğimiz modern fizik.

Demek istediğim şu: Ölçerek yasaları ortaya çıkarıyoruz. Ölçemediğimiz zamansa her şeyi olasılıklar çerçevesinde anlayıp yorumlamaya çalışıyoruz.  Aynı Kuantum fiziğinde olduğu gibi…

Verimlilik yine ölçme olmadan kazanamayacağımız bir savaş. Unutmayalım, zengin olmanın en kolay yolu yaptığımız işi verimli kılmak. Bilim ve teknoloji bizlere yeni olanaklar sağlarken bir yandan da yapılan işin ölçümünde  daha ileri, daha ileri gidiyor. Çünkü ölçemediğimiz hiçbir şeyi yönetemeyiz, planlayamayız…

Eskiden Hatice’yi bırak neticeye bak derlerdi. Meğer Hatice de çok önemli bir kişiymiş. Ölçer, değerlendirir, strateji ortaya koyar, politika üretir ve hadi dermiş.  Geleneksel iş yöntemlerinin içinde kalbinde Hatice’yi taşıyanlar başarılı olurmuş.

Şimdi Hatice’den neticeye geçelim yani Saadet’e gelelim : Bilişim bilgimizi ne derece ölçebiliyoruz, bunu hiç düşündünüz mü?  Kelime işlemci biliyorum diyorsunuz. İki metni karşılaştırmayı biliyor musunuz? Tablolama fonksiyonlarını?  İşe ofis yazışmalarını yapacak eleman alırken bu konudaki bilgi düzeyini nasıl ölçüyorsunuz? Kızılay’daki bir dershaneden alınmış bir sertifika sizi ikna ediyor mu? Web işlerinizi yaparım diyen bir eleman size ne zaman inandırıcı gelmiyor?

ECDL(ECDL – European Computer Driving Licence): Avrupa Bilgisayar Okur-Yazarlığı Yetkinlikleri Sertifikası bize bilişim konusunda elemanlarımızı ve kendimizi ölçme olanağı sunuyor.  Uluslararası bir sertifika olan ECDL , TBD’nin de üyesi olduğu Avrupa Profesyonel Bilişim Toplulukları Konseyi (CEPIS – Council of European Professional Informatics Societies) tarafından 1997’de kurulan ECDL Vakfı’nın uluslararası bilgisayar beceri ve yetkinlik belgelendirme programı.   2015 yılı itibarıyla dünya genelinde (ICDL-International Computer Driving Licence) 150 ülkede, 41 dilde, 14 milyon kişiye 24.000 sınav merkezi ile sağlanmış. 2016 itibarıyla 554.922 aktif aday bulunmakta.

Amaç: Bilgi ve İletişim Teknolojileri’nin ustalıkla kullanılmasını sağlamak. Doğru eğitim  ve bunu sertifikalandırmak.

İngiltere’de yapılan araştırmada ECDL sertifikasyonundan sonra iş yerlerinde verim %8 artmış. Faizin yüzde iki, üç olduğu bir ülkeden söz ediyoruz. Bu bakışla bizde sertifikalandırmanın getireceği verim %40’ lara varabilir…

 

Önceki Yazı Sanayi 4.0
Sonraki Yazı Çıkış Yok

Benzer Yazılar

0 Comments

No Comments Yet!

You can be first to comment this post!