Mühendis, Yazar Buğra Ayan: “Çocuklar oyun oynadığında hackelenen oyun yazdığında ise hackleyen oluyor”

Mühendis, yazar Buğra Ayan;

“Yerli bir sosyal ağa sahip olmamız mümkün. Ama zorlu ve buna petrol kadar önem verdiğimiz bir süreçle mümkün olabilir”

Buğra Ayan: “Bir yerde ürüne para vermiyorsanız ürün sizsiniz. Ürün sizin öfkeniz, mutluluğunuz, aşkınız veya anne sevginiz. Yani sizin sosyal medyadaki bütün hareketlerinizden öfke haritanız, beğeni haritanız çıkarılıyor ve diğer şirketlere pazarlanıyor. Bu yüzden sosyal ağlarda bir şey paylaşırken sürekli teraziye koymamız lazım ”dedi.

Sosyal medyada başkalarının hayatının daha iyi olmasıyla başa çıkmanın yolunun dijital okuryazarlıktan geçtiğini belirten Ayan, İnternet’in ne olduğunu bilmemiz ve büyük resmi iyi okumamız gerektiğini söyledi.

Arzu Kılıç

Son zamanlarda sosyal ağlar, dijital okuryazarlık, kodlama konuları gündemde ve uzun sürede gündemimizde kalmaya devam edecek. Sosyal ağlarla yakından alakalı, dijital alanda birçok projenin geliştiricisi mühendis ve yazar Buğra Ayan bilişimin gündemdeki konularını ve ses getiren projelerini anlattı.

Karadeniz Teknik Üniversitesi, Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü mezunu olan Buğra Ayan 2009’da kitap yazmaya başladı. Karadeniz Teknik Üniversitesi tarafından çeşitli internet stratejilerini içeren “İnternet Sırları” isimli bir kitabı yayınlandı.

     

Ayan’ın“Sosyal Ağlar Tarihi”, “Davranışsal Finans”, “Dijital Girişimcinin Yol Haritası” ve “Appinventor ile Mobil Uygulama (Android) Geliştirme” isimli kitapları da var.

Bir süre Microsoft Öğrenci Danışmanlığı (MSP) görevinde bulundu. Ayan’ın 2008’de gerçekleştirdiği “Facebook’un güvenlik açıkları” adlı çalışması sektörün önemli yayın organı Chip Dergisi’nde yer aldı.

Dijital eğitim üzerine de yayın yapan bir ağa sahip olan Ayan’ın internet üzerinde matematik, tarih gibi ders anlatımlarını içeren 1000’i aşkın ücretsiz eğitim videosu bulunuyor.

Buğra Ayan ve ekibinin “Tebeşir Hareketi” ve “Hayalimdeki Robot” adlı sosyal medyada çok ses getiren projeleri var.

12 yıldır internetle ilgili değişik konularda projeler yaptığını ve İnterneti anlamaya ve anlatmaya çalıştığını aktardı.

Ayan ; “Veri geleceğin petrolü deniliyor. Biz gerçekten petrol olarak bunu görsek buna daha çok değer veririz. Bu bir iklim meselesi. Dijital iklim olacak ki bu iklimde verinin önemi anlaşılsın ve o zaman sahiplenilsin” dedi.

-Buğra Ayan kimdir? Kısaca kendinizden bahseder misiniz?

– 1989 yılında Erzurum’da doğdum. Liseyi Erzurum Fen Lisesi’nde okudum. Karadeniz Teknik Üniversitesi, Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü’nü bitirdim. Şimdi de Gazi Üniversitesi Bilişim Sistemleri Bölümü’nde yüksek lisans yapıyorum. Sosyal Ağlarda Makine Öğrenmesi üzerine tez aşamasındayım. 12 yıldır internetle ilgili değişik konularda projeler yapıyorum. İnterneti anlamaya ve anlatmaya çalışıyorum. Olabildiğince fırsatlarından faydalanmaya ve etrafımdaki insanların faydalanmasını sağlamaya, risklerinden de aynı şekilde kaçmaya etrafımdaki insanların da kaçmasını sağlamaya çalışıyorum.

230 tane girişimi inceledim “Sosyal Ağlar Tarihi”ni yazdım

Dört tane kitap kaleme aldım. 2009’da Karadeniz Teknik Üniversitesi tarafından çeşitli internet stratejilerini içeren “İnternet Sırları” isimli bir kitabım. Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde ders notları arasında hala. Sonra da çocuklar için “Appinventor ile Mobil Uygulama (Android) Geliştirme”adlı kodlama kitabı yazdım. Çünkü çocuklar için aciliyeti olan bir konu olduğu için yazmak istedim. Daha sonra da kendi uzmanlık alanım olan “Sosyal Ağlar Tarihi”ni yazdım. Bu kitapta 230 tane girişimi incelediğim için bir dijital girişimin matematiğine de yoğunlaşma şansım oldu. Sonra da “ Dijital Girişimcinin Yol Haritası”nı yazdım ve son olarak Davranışsal Finans” adlı bir kitabı kaleme aldım.

İnternetle ilgili sosyal sorumluluk çalışmalarına odaklanmaya çalışıyorum. PTT Life, PTT Çocuk, Çırak ve Dualist gibi çeşitli dergilerde yazılar yazıyorum.

Genelde mühendis ve teknoloji ile ilgilenen kişiler beni takip ediyor. Çok takipçiden ziyade takipçilere verebildiğin mesaj çok önemli. Çok takipçi bu işin illüzyonlarından biri. Youtube’da matematik anlattığım için takip ediliyorum. Linkedin’de genel paylaşımlardan dolayı takip ediliyorum. Bir de işin matematiğini bildiğim için istediğim insanların beni takip etmesini sağlıyorum. İstediğim doğru kişileri takip etmek ve onların da beni takip etmesini sağlamak benim için çok önemli.

-“Girişimciler için Sosyal Ağlar Tarihi” adlı kitabınızda farklı ülkelerden ve dillerden 200’ü aşkın sosyal ağı incelemişsiniz. Sosyal medya çoğunluğu Silikon Vadisi’nde faaliyet gösteren şirketlerin ürünlerinden oluşuyor. Türkiye’nin kalkınmasının yolu yerli ve milli ürünlerden geçiyor. Bu doğrultuda biz de bu sosyal ağlar camiasında adımızdan söz ettirebilecek miyiz?

-Kitaba özetle bakarsak; Dünyada egemen bir Amerikan kültürü var.  Çin, Alman, Güney Kore, Japon ve Rus ekolleri var. Her ekolün oluşmasında farklı parametreler var. Alman ekolünün oluşması Almanların biraz daha milliyetçi olmasından kaynaklanıyor. Japon ekolünün oluşması ise Japonların uzak doğuda farklı kültürlerin kendi ağlarında hayat bulmasından kaynaklı. Örneğin “Ameba” diye Japonya merkezli kurulan bir sosyal ağ var. Site, ismini tek hücreli bir canlı olan amipten almış. Ağın içerisinde üç boyutlu karakteriniz var ve orada gezdiriyorsunuz. Japon kültüründe bu ilgi görmüş. Aynısını bir Alman’a sunsanız Alman ekolünde bu ilgi görmeyebilir. Japonlar üç boyutlu karakterleri çok seviyor.

Dijital iklim olacak ki bu iklimde verinin önemi anlaşılsın ve o zaman sahiplenilsin

Türk ekolü oluşturmak için biz ne yapabiliriz? Önce sosyal ağı sürükleyen şey veri. Bu veriye ne kadar önem verdiğimizle alakalı bir şey. Veri geleceğin petrolü deniliyor. Biz gerçekten petrol olarak bunu görsek buna daha çok değer veririz. Bunu sadece tek taraflı düşünmeyin. Hem girişimci, hem tüketici taraflarının bunun farkında olması lazım. Bu bir iklim meselesi. Dijital iklim olacak ki bu iklimde verinin önemi anlaşılsın ve o zaman sahiplenilsin.

-Kitabınızdaki sosyal ağlar incelemelerinizden yola çıkacak olursak gelecekte Facebook’tan daha popüler sosyal ağlar olacak mı?

– Facebook çok güzel okumalar yapan bir sistem. Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg’un annesinin psikiyatr olmasından kaynaklı olabilir. Zuckerberg insan psikolojisini çok iyi okuyabiliyor. Burada bütün ağların aksine şöyle bir modelle çıkıyor. O zaman bütün ağlar ücretli ve ücretsiz olarak ayrılırken Zuckerberg aslında içerde demokratik bir ortam kuruyor. Herkes istediği kadar fotoğraf yükleyebilir, herkesin 5.000 arkadaşı olacak, unvanlar burada yer almayacak, herkes aynı kategoride yer alacak. Bunu koyunca denklem şöyle değişiyor. Belki gecekonduda yaşayan biriyle çok önemli bir profesörü aynı şekilde bir sanal köyde yaşatmaya başlatıyor. Dolayısıyla çocukluk arkadaşını bul hikayesi bir anda Zuckerberg’un dünya liderleri ile fotoğraflar verdiği dünyayı daha açık toplum haline dönüştürmeye çalışıyorum dediği bir sanal lidere dönüşmesine yol açıyor.

Facebook’tan daha popüler bir ağ olması için yeni bir donanım gerekir

Ben kitapta yazmıştım Zuckerberg ileride ABD başkan adayı olabilir diye. Bununla ilgili kitap çıktıktan 1 yıl sonra bir haber çıktı. Zuckerberg’in siyasete her zaman göz kırptığı konusu kitapta çok detaylı yer alıyor. O yüzden güçlü bir ağ facebook. Bir devlet gibi hareket ederek güç olmaya çalışıyor.

Facebook’tan daha popüler bir ağ olması için bence yeni bir donanım gerekiyor.

Zuckerberg Y kuşağından birisi dolayısıyla Z kuşağı okuması pekiyi değil. Z kuşağını Z kuşağı iyi okuyabiliyor. Z’den sonra gelecek kuşağı kendi kuşağından biri iyi okursa sivrilebilir.

Google Google Glass’ı çıkardı. Akıllı bir gözlük piyasaya girdiğinde herkes X sosyal ağı Google Glass daha iyi kullanıyor deyip akıllı gözlüğü alan herkes ağa geçebilir. Burada bir domino etkisi var. Facebook’ta 300 tane arkadaşınız var bunların 250’si online (çevrimiçi)  olmazsa hiçbir zaman 50’si için siz o ağa girmezsiniz. Taşlar bir anda devrilir. Facebook sürekli bu dengeyi tutan bir ağ ve müthiş bir iş başarıyor. Ama ileride yeni bir kuşakla veya yeni bir aletle denklemi değiştiren bir şey olabilir.

Zuckerberg İnternet tarihinin görünen en akıllı adamlarından birisi bana göre.

Sosyal medya, kullanıcıların bilinçli ve bilinçsiz olarak kendi can güvenliklerini tehlikeye attıkları, algı yönetmeye ve yönlendirmeye aracılık eden, yalan haberlerin kontrol edilemez hızda yayılmasına olanak veren bir ortam. Sosyal ağların kullanımı arttıkça beraberinde gizlilik ve güvenlik sorunlarını da beraberinde getiriyor. Sosyal ağlarda gizliliğimiz ve güvenliğimiz için öncelikli olarak nelere dikkat etmeliyiz?

Sosyal ağlarda bir şey paylaşırken sürekli teraziye koymamız lazım

-İlk olarak bir yerde ürüne para vermiyorsanız ürün sizsiniz. Ürün sizin öfkeniz, mutluluğunuz, aşkınız veya anne sevginiz. Yani sizin sosyal medyadaki bütün hareketlerinizden öfke haritanız, beğeni haritanız çıkarılıyor ve diğer şirketlere pazarlanıyor. Bu yüzden siz neyi vereceğinizi iyi düşünmelisiniz. Aynı bir pazarlık yapar gibi. Bir şey paylaşacaksınız ama bunun karşılığında ne alacaksınız? Örneğin ben bu röportajı sosyal medyada paylaşacağım ve bunun karşılığında bilişimle ilgili anahtar kelimeleri kullanarak belli havuzlara gireceğim ve kazanç olarak da bir sürü insanın bilişime ulaşmasını, bilişimle ilgilenmesini sağlayacağım. Evet, burada ben kazançlıyım ve bunu paylaşabilirim. Başka bir örnek verecek olursam sizi en çok öfkelendiren şeyi paylaştığınızda ise bu öfke haritama girecek ve yarın ya da 10 yıl sonra bana karşı sosyal ağ tarafından kullanılacak. Bunları düşünmemiz lazım. Sosyal ağlarda bir şey paylaşırken sürekli teraziye koymamız lazım. Yazdığımız, paylaştığımız şeyler uzun vadede bana fayda mı zarar mı getirecek diye düşünmemiz gerekiyor.

Yerli sosyal ağ stratejisine nasıl sahip olabiliriz? Bu konuda Türkiye’de çalışmalar var mı?

Türkiye’de bu konuda çalışmalar var. Sosyal ağ ve sosyal medya muğlak biraz ama genel olarak ayrılması şu şekilde oluyor. Bir internet projesinde kişi profilleri odak ise sosyal ağ oluyor. İçerik odak ise sosyal medya oluyor. Örneğin Wikimedia içerik odak noktası ve yazarlar bizim için önemli değil.

Yerli sosyal medya ekşi sözlük gibi başarılı örnekler var. Ancak küresel anlamda rekabet edebilecek bir sosyal ağ yok Türkiye’de. Bizim küreselde rekabet etmemiz zor. Çünkü bizim küresel okumamız iyi değil. Bu çok uzun bir yol. Facebook’un tarihini incelerken şunu görüyorsunuz; uzak doğu ülkesinde küçük bir vakadan dolayı örneğin        X’ler Y’lere karşı bir paylaşımın kaldırılmasından rahatsız oluyor ve yüzlerce X (etnik grup olabilir) siteyi boykot ediyor. Ne yapacaksınız? Endonezya konusunda ne kadar uzmansınız? Süreci nasıl yöneteceksiniz? İşte bunları okumamız çok güçlü değil.

Küresele değil ulusala odaklanmalıyız

Bence şuan küresele değil ulusala odaklanmalıyız. En azından evden yabancıyı çıkartabiliriz. Burada strateji noktası ise önce yerli bir video ağına sahip olmamız lazım. Neden? Çünkü daha kolay ve düzenli bir içerik. Youtube muadili bir şey. İkincisi burada sürükleyen içerik ulusal içerik. Diziler, reklamlar vs.. gibi. Ama şimdi çok daha önemli bir şey daha var. Youtube belki de 4-18 yaş arasında en çok kullanılan arama motoru. Google’dan çok daha fazla kullanılan bir arama motoru ve sizin yeni kuşağınız bütün enformasyonu buradan alıyor. Facebook’tan bile kritik bir hale geldi. Önce Yotube yapılabilir. Ardından da Facebook muadili bir şeye geçilebilir. Ama burada da çok zor durum. Facebook’ta bir dosya göndereceğiniz zaman karşı tarafa sürükleyip bırakınca mesaj kutusuna giriyor. Ama bu ayrıntıyı bile yerli sosyal ağda isteyecekler. Facebook’ta yakalanan bütün ayrıntılar istenecek. Almanlar istemiyor. Almanlar ürün kötü olsa da bizim ürünümüz olsun deyip kullanıyor. Araştırmalarımda dünyada böyle bir millete rastlamadım. Güney Kore’de de yerli sosyal ağların yıkılma süreci Amerika’nın orada güçlü olması sürecini doğru okumamız lazım.

Yerli bir sosyal ağa sahip olmamız mümkün. Ama zorlu ve buna petrol kadar önem verdiğimiz bir süreçle mümkün olabilir diye düşünüyorum.

-Sosyal medyayı sadece haber okumak, oyun oynamak vs.. gibi amaçlarla kullanmıyoruz. Çevremizdekiler hakkında bilgi de ediniyoruz. Burada psikolojik olarak kıyaslı bir mutluluk yaşıyoruz. Araştırmalara göre zengin olmamız, güzel olmamız bizi çok da mutlu etmiyor. Çünkü iyi hissetmek için başkalarından daha iyi konumda olmamız gerekiyor. Peki, kim bu başkaları? Sosyal medyadaki herkes! Sosyal medyada başkalarının hayatının daha iyi olmasıyla nasıl başa çıkabiliriz? Bunun bir yolu var mı?

Ben birinin sosyal medya kullanımını incelediğim zaman onun orada yaptığı hataları çok rahat görebiliyorum. Çünkü işin çok içindeyim. Buna biz ne kadar kafa yorarsak o kadar iyi anlarız durumu. Bizim kuşak Y kuşağı yorumlarda artık hiç ikili polemiğe girmiyor ve az paylaşım yapıyor. Ama 40-50 yaş grubu polemiğe giriyor. Çünkü işin içine yeni girdiler. Ortamı daha tanımadılar.

Gerçek hayatta nasıl eğitim şart diyorsak İnternet’te de dijital eğitim şart!

Sosyal medyada başkalarının hayatının daha iyi olmasıyla başa çıkmanın yolu “dijital okuryazarlık”tan geçiyor. İnternet bir endüstridir ve bu endüstriyi iyi anlamamız gerek. Önemi olan bizim burada yeni kuşağa bunun fırsatlarını da göstermemiz. İnternet endüstrisi bir hikâye satıyor. Bu hikâyede genelde kullanıcının aptallaşması üzerine çıkıyor. Aptallaşan insanlar daha çabuk tüketiyor. Bizim farklı hikâyeleri de anlatmamız lazım ki bizden sonra Zuckerberg’ler çıkabilsin.

Dijital okuryazarlığın yanı sıra İnternet’in ne olduğunu bilmemiz ve büyük resmi iyi okumamız gerekiyor. Bu bir endüstri. Bunun sosyal ve ekonomik boyutlarını anlamamız lazım. Gerçek hayatta nasıl eğitim şart diyorsak İnternet’te de dijital eğitim şart. Eğer evde anne kötü örnekse çocuğu düzeltmek çok zor. Anne evde telefonu alıp saatlerce konuşuyorsa, çocuğun tablet bilgisayarla uğraşmasını yargılayamayız.

-Türkiye’nin yapay zekâ konusundaki potansiyeli nedir? Hangi sektörler bu bağlamda ağır basıyor?

Yapay zekâ konusunda bir yarış var. Şuanda herkes konumlanıyor. Arap’lar “NEOM” Projesiyle, Almanlar “Endüstri 4.0” ile “Japonya’lar da “Toplum 5.0” ile konumlanıyor. Bizim burada bir vizyon ve yapay zeka hedeflerimizi belirlememiz lazım. Bilişimde sivil toplum örgütlerinin, yazarların, rol modellerin hatta her kullanıcının taşın altına elini koyması gerekiyor. Başarı hikâyelerini hızlıca yakalayıp benimsememiz lazım. Çünkü bir başarı hikâyesi onlarca başarı hikâyesini getiriyor.

Geçtiğimiz günlerde Dünya Ekonomik Forumu ile ilgili bir şeyde gelecekteki en önemli konuları yazmışlar. Yapay zekâ bilgisi ana temel bilgi olarak görülüyor. Çünkü yapay zekâ bilgisayar bilimleri gibi altında bir sürü ayrı çalışma sahasını barındıran bir alan. Belki bundan 20 yıl sonra yapar zekâ zorunlu bir ders olacak. Yapay zekâ matematik gibi yıllarca öğretilecek. Dolayısıyla kodlama, algoritma, matematik çok önemli.

-Yapay zekânın hangi uygulamaları hayatımızda daha kolay ve hızlı bir şekilde yaygınlaşacak? Ve bu sizin öngörünüze göre hangi sektörlerde olacak?

Facebook nasıl yaygınlaştı hayatımızda? İlişki durumu ile yaygınlaştı. Burada Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşi ’sine bakmak lazım. En altta bulunan şeyleri çözebilen yapay zekâlar daha hızlı toplumda yayılacak. Birisi için belki oğlunu evlendirmek felsefi bir sorundan çok daha önemli olabilir. Dolayısıyla temel ihtiyaç ve sağlık en önemli alanlar. Sağlıkla ilgili yapay zekâlar da daha hızlı yayılacak ve belki de bunlar kitleleri bu işin içerisine çekecek. Daha sonra da kitlelerin beklentisi artacak.

Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşi ‘sindeki en alt basamaktan başlayacak yapay zekayla ilgili topluma yayılan uygulamalar.

 -Türkiye oyun pazarının büyüklüğü 2017’de 750 milyon doları aştı. 2018 ise yüzde 15 büyüme ile 880 milyar dolara çıkacağı öngörülüyor. Türkiye’de oyuna yönelik ciddi bir ilgi var. Üstelik bu ilgi sadece oyun başında geçen zamanla kısıtlı değil, global piyasalarda başarılı oyunlar da üretiyoruz. Türkiye’deki oyun pazarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

– Oyun sektöründe öne çıkan iki Dernek var Türkiye’de. Birisi OYUNDER (Oyun Tasarımcıları, Geliştiricileri, Yapım ve Yayıncıları Derneği) ve diğeri TOGED (Türkiye Oyun Geliştiricileri Derneği). Bu Dernekler Ankara ve İstanbul’da çok ciddi çalışmalar yapıyorlar.

Yabancı oyun şirketleri Türkiye’deki çocukların uykusunu çalmayı hedefliyor

Çocuklar bana hep soruyor. Oyun nasıl yazılır diye? Oyun bir program. Eğlendiren bir program. Oyun sektörü büyük bir sektör. Burada biraz deşarj olmak kimse için kötü bir şey değil. Herkes oyun oynayıp biraz deşarj olabilir. Ama burada bir endüstri var ve bu endüstri senin uykunu kendisine rakip olarak görüyor. Rakip oyuncuları geçtiğinde de senin uykunu rakip olarak görüyor. Dolayısıyla burada seni hackliyor. Kimin kimi hacklediği önemli. Burada bir savaş var aslında. Yabancı oyun şirketleri Türkiye’deki çocukların uykusunu çalmayı hedefliyor oyunda tutma süresini artırmak için.

Çocuklar oyun oynadığında hackelenen oyun yazdığında ise hackleyen oluyor

Bir çocuk oyunu çok seviyorsa onu ya oyunlaştırmaya ya da oyun üretimine döndürmeye çalışmamız lazım. Her çocuk oyun yazsın demek çok mantıklı değil. Bir sürü başka sorunumuzda var ve onları çözecek çocuklara da ihtiyacımız var. Ama her şeyi bırakmış sadece dünyası oyunsa ve yeteneği varsa bu alanda çocuğu oyunlaştırmaya yöneltebiliriz ya da oyun yazsın.  Bana sorarsanız bir çocuk oyun mu yazsın yapay zekâ mı geliştirsin? Yapay zekâ geliştirsin derim. Oyun oynadığında hackelenen oyun yazdığında ise hackleyen oluyor. Denklem böyle.

-Gelecekte tüm hayatımızın dijitalleşecek. Algoritma kurabilenler, kodlayabilenler her zaman bir adım önde olacak. Kamu ve özel sektörde çeşitli kodlama eğitimleri var. Bu eğitimleri genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

-2015’te çocuklar için kodlama kitabını yazdığımda bu konuda çok fazla kitap yoktu. Kodlama konusu da kapitalizmin içerisindeki her konu gibi birazcık birilerinin iştahını kabarttı. Birileri reklamını çekmeye çalışıyor, birileri de mutfağında yer alıyor. Bazı kolejler işin reklamını yapmaya çalışıyor. Bazı kolejler ise işin mutfağında. Bazıları da bu işin çok yüksek ücretli eğitimlerini yapıyor. Daha uygun fiyatlara yapanlar da var. Böyle bir pazar oluştu. Her şey var pazarda. Kötü örneklerde var pazarda. Örneğin yurtdışındaki bir şeyi alıyor Türkiye’de yapmış gibi gösteren kodlama çalışmaları ile karşılaşıyoruz. Onu klonluyor. Çünkü hızlı yayılıyor bu tür şeyler Türkiye’de.

Kodlama eğitimi ücretsiz olmalı!

Bence kodlama eğitimi ücretsiz olmalı. Hava gibi. Belki ben katı düşünüyorum ama bana katılırsa matematik eğitimi de ücretsiz olmalı. Çünkü bir kişinin matematik öğrenmesi ile bir kişinin kodlama öğrenmesi toplumda çok fazla kişinin hayatını kolaylaştırır.

BÖTE ve YBS mezunlarını desteklememiz gerekiyor

BÖTE ( Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi), YBS (Yönetim Bilişim Sistemleri) mezunlarını desteklememiz gerekiyor. Onlar çok önemli. Kırılmayı onlar yapacak. Devlet okullarında kaliteli bir şekilde kodlama eğitimi verilmeli. Hayalim kodlama eğitiminin yüksek ücretli kurslarda değil ücretsiz olarak verilmesi. Örneğin Erzurum’un Kars’ın bir köyündeki çocukların bu eğitimi ücretsiz olarak bu eğitimi alması.

-Son olarak gelecek nesilleri kodlama konusunda bilinçli yetiştirebilmek için velilere, öğretmenlere ve çocuklara tavsiyeleriniz nelerdir?

Velilere tavsiyem kodlama konusunu çoğunuz bilmez ise çocuğunuzu biri hacklemeye çalışacak. Kimse çocuğunun hacklenmesini istemez. Bütün zihni, hayalleri, merakı hacklenecek. Kodlama bu işin alfabesi. Kodlamayı bilmeyen çocukları endüstri hackleyecek ve ucuz işçi olarak kullanacak. Oyun endüstrisinde balina deniliyor. Kendi tabirleri ile balina olacak çocuklar. Günde 10 saat çocuğunuzun çalıştırılmasını nasıl değerlendirirsiniz bilmiyorum ama gece üçte dörtte bile çocuğunuzu uyandırıp çalıştıracaklar. Oyun oynarken gece bir bonus koyup çocuğunuzu uykudan uyandıracaklar.

Öğretmenlere bir tavsiyem yok. Onları zaten görüyorum gayet iyi çalışıyorlar. Onların daha çok imkâna kavuşmalarını diliyorum.

Çocuklara tavsiyem ise eğitimlerimde bir tavşan hikâyesi anlatıyorum. İllüzyonist sahneye çıktığında ilk olarak şapkadan tavşan çıkarır. Herkes o an tavşana bakar. Sonra tavşan tekrar gizli bölmeye girer veya atılır. Bazen de ölür. Ondan sonra tavşanın ne yediği içtiğiyle kimse ilgilenmez. Tavşanın ne durumda olduğu kimsenin umurunda olmaz. Eğer dikkatli olmazsanız endüstri sizi tavşan yapar. Sizin karar vereceğiniz konu tavşan mı olacaksınız sihirbaz mı olacaksınız? Bütün mesele bu. Bence bunu dikkatli düşünürlerse telefon ekranında parmaklarını gezdirirken tavşan olup olmadıklarını kendileri de görebilirler diye düşünüyorum.

Son olarak gelecekte yapay zekâ üç boyutlu yazıcılar, artırılmış gerçeklik, sanal gerçeklik, nesnelerin interneti, robotik teknolojiler ve akıllı olan her şey gündemimizde olacak.

-Tebeşir Hareketi’nden bahseder misiniz?

-Bizim yurt içi ve yurtdışından 70 öğretmenden oluşan “Tebeşir Hareketi” diye bir grubumuz var. Hayalimdeki Robot Projesi’ni geçen sene yaptık. 3.000 çocuk video çekip youtube’da yayınladı.

“Tebeşir Hareketi” bir meclis gibi. Fikir üretiyoruz. Whatsup’ta bir grup oluşturduk. Buradan haberleşiyoruz. Öğretmenlerin çoğu bilişim alanında. Ancak fen bilgisi, matematik, İngilizce öğretmenleri de var. Alt çalışma komisyonlarımız var. Kodlama, yayın ve okul öncesi komisyonu gibi. Hep dijitalle ilgili şeyler yapıyoruz. “Tebeşir Hareketi”nin çalışmaları kapsamında geleceğin meslekleri ile ilgili çocuklara bir yol haritası sunmaya çalışıyoruz. Yakında yayınlayacağız bunu sosyal ağlarda. Bu çok önemli bir konu. “Tebeşir Hareketi”ni sosyal medya hesaplarından ve Hayalimdeki Robot Projesi’nin sayfalarından takip edebilirler.

Hayalimdeki Robot Projesini anlatacak olursam. Annem bir köy okulunda öğretmen. Bir gün düşünüyorum. Çocuklara robot yaptırabilir miyiz diye. Ama robot yapmak zor. Her şey bir hayalle başlar ve her çocuğun hayalinde de bir robot vardır. Bu köy okulundaki çocuklara sorduk hayalinizdeki robot nedir diye? 20-30 kişilik bir okul zaten. Bir çocuk dedi ki benim hayalim tarladan kargaları kovan bir robot. Bu çocuğun hayatındaki ihtiyaç bu olduğu için hayalinde böyle bir robot var. Sonra biz yaklaşık 2 ayda bu projemizi 81 ile yaydık. Bütün illerden çocuklar katıldı ve Youtube’a yüklendi. En son 4.500 tane video vardı. Bizim hedefimiz 1927’ydi. Atatürk’ün i 23 Nisan’ı Çocuk Bayramı yaptığı yıl. Çocuklar 3.000 kişi olunca hepsine katılım sertifikası gönderdik. Bizleri küçük desteklerle 200’e yakın bilişim gönüllüsü maddi olarak destekledi. Kitlesel fonlama da yaptık. 23 Nisan’da 81 ilden 3.000 çocuğa kodlama kitabı gönderdik. Bu yıl da çalışmalarımızı sürdüreceğiz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Önceki Yazı Suudi Arabistan’ın Gelecek Projesi: NEOM
Sonraki Yazı TBD, Siber Güvenlikte Ortak Akıl İçin Harekete Geçti

Benzer Yazılar

Röportajlar 0 Comments

TBD Ankara Şubesi YK Başkanı Nurcan Özyazıcı Sunay ile Söyleşi

Türkiye Bilişim Derneği (TBD) Ankara Şubesi YK Başkanı Nurcan Özyazıcı Sunay: “Sadece Bilişim Sektörüne Değil Tüm Sektörlere Kadın Eli Değmesi Verimliliği Artıracak”