Diş Hekimi değil Düş Hekimi

Kapının Dışından Hayatın İçinden Biri “Dr. Yalçın Ergir”

“Dijitalleşme kaçınılmaz ve varoluşumuz için çok gerekli. Ama bu dönüşüm; sadece beyinleri, akıllı sistemleri hedef alarak değil.”

100 yaşında da olsak bir dil konuşmayı, bir enstrüman çalmayı öğrenmeye başlamak için çok geç olmadığına inandığını söyleyen Ergir; “mesleğimin yanı sıra, yaşamımda hep düşlerimin peşinden de koşup, öğrendiklerimi, hissettiklerimi, yazılmazsa unutulacak dünün ve bugünün duygusal detaylarını heyecanla Düş Hekimi serisinden 7 kitapta paylaştım” dedi.

Arzu Kılıç

Ankara’da mesleğine aşık bir Ortodonti uzmanı, hayallerinize cesaret veren, inandığı şeyin sonuna kadar arkasından giden, macera sever, sporcu, sanatçı, hayat dolu, çok yönlü gezgin, fotoğrafçı, imalatçı, dalgıç, bisikletçi, motosikletçi, özgür ruhlu bir Doktor Yalçın Ergir.

Bodrum’da tanıştığımız Yalçın Ergir ile sıcak bir sohbet gerçekleştirdik. Hayata bakış açısı, çok yönlülüğü, bir doktor olarak dijitalleşmeye bakış açısı ve kendisine neden düş hekimi denildiğini sorduk.  

Yaşanmışlıkları yansıtan objelerin yer aldığı, farklı ve kendine özgü, sıcak muayenesinde hastalarını ağırlayan Ergir’in düş dünyasıyla ilgili 7 kitabı bulunuyor.

Gerçekleştirdiği seyahatlerinden hemen karar verip gittiği Moskova yolculuğunu hayatı boyunca unutamayacağını söyleyen Ergir, mesleğinin yanı sıra, yaşamında hep düşlerinin peşinden koşup, öğrendiklerini, hissettiklerini Düş Hekimi serisinde kaleme aldığını açıkladı.

– Bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız? Size neden düş hekimi diyorlar? Bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

-Aslında mesleğine aşık bir Ortodonti uzmanıyım, ya da sonsuza dek Ortodonti öğrencisiyim diyelim. TED Ankara Koleji’nin ardından 1980 yılında Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’ni bitirdim ve aynı üniversitede Ortodonti ihtisasını tamamladım.

Mesleğimin yanı sıra, yaşamımda hep düşlerimin peşinden de koşup, öğrendiklerimi, hissettiklerimi, yazılmazsa unutulacak dünün ve bugünün duygusal detaylarını heyecanla Düş Hekimi serisinden 7 kitapta paylaştım. Görmediğim dostlarla sıcak bir sohbet köprüsü oldu bu ortak duygular.

Bu kitaplar yazılmadan önce bir dergideki söyleşide “Diş Hekimi değil Düş Hekimi” yakıştırması yapmışlardı; hemen ardından yayınlanan ilk kitaptan itibaren bu çok mutlu eden yakıştırma ile ömür boyu sürecek birlikteliğimiz başladı.

Artık ne yazık ki telaşla ve süratle değişen yeni yaşam akışında bu yayınlar sıcağı sıcağına internet ortamında ve www.ergir.com adresli sayfamda paylaşılmakta.

Bugüne kadar yazmış olduğunuz 7 adet düş hekimi kitabınız var. Bir kitabınızda “ Boş verin geçmişi, bugünü. Ben size nefes nefese yarınlardan bahsetmek istiyorum.” diyorsunuz. Neden yarınlar?

-Geçmiş, yitirdiklerimiz ve çocukluk… ilk gençlik yıllarının masumiyeti çoğumuzca özlemle anımsanır. Ama sürekli geçmişin güzellikleri üzerine kurarsak düşlerimizi, gelecekte, bugüne özgü anımsanacak bir güzellik yaşamayı ıskalarız. Bunu Devlet Opera ve Balesi bünyesindeki: “Evet; Sevdik…” Müzikli Sunum’umuzda, Soprano Leyla Çolakoğlu ile birlikte defalarca kapalı gişe de paylaştık.

100 yaşında da olsak bir dil konuşmayı, bir enstrüman çalmayı öğrenmeye başlamak için çok geç olmadığına inandığımı söylesem bu söyleşiyi yaptığınıza göre eminim bütün kalbinizle inanırsınız.

Bir de gelecekte yitireceklerimiz hala dibimizdeyken, onların değerinin de tam şu anda farkında olmalıyız.

– Türkiye Bilişim Derneği (TBD) nin Bodrum’da “Dijital Devlet” ana temasıyla gerçekleştirdiği 19. Kamu Bilişim Platform’unda “Dijital Devlet ve Duygusal Birey” konusunu anlattınız. Bu iki kavram arasındaki ilişkiyi açıklar mısınız?

-Dijitalleşme kaçınılmaz ve varoluşumuz için çok gerekli. Ama bu dönüşüm; sadece beyinleri, akıllı sistemleri hedef alarak değil.

BİZ’i BİZ yapan özelliklerle, duygularımızla, gönlümüzdekilerle de harmanlayarak değerli.

Unutmamamız gerekenler; bulmamız gerekenler kadar önemli.

Bıçak; bir ameliyatta ya da bir kavgada, bambaşka roller üstlenebilir insanın yaşam çizgisinde.

 

“Basit Yaşamak” şiirinin:

“…

Küçük bir not defteri olacak bilgini en hızlı sayan

Basit yaşayacaksın, basit

Sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi – basit…”

mısralarının şairi olarak teknolojinin de, değerlerimizden uzaklaştırmadan;

insanlığa mutluluk, yaşam kolaylığı, sağlık ve güvenlik verebilmesini diliyorum.

  • -Söz konusu etkinlikteki konuşmanızda akıllı sistemlerin, duygusal sistemleri alt (üst) etmesi değil, yaşam yolculuğumuzda el birliği ile yardımcı olmasının önemini vurguladınız. Ne demek istediniz?

-Ne kadar basit ne kadar sıcak ne kadar güzel bir duygudur bisiklete binmek değil mi? Akla dijital bir dünya getirebilir mi?

Ama teknolojiyi de yanımıza alırsak; örneğin GPS – uydu bağlantıları, akıllı telefonlar, gelişmiş navigasyon uygulamaları ile geçen sene yaşadığım unutulmaz yolculuk armağan olabilir yaşamıma.

Ben bir sporcuyum; Veteran Tenis Milli Takım oyuncusu olarak da ülkeni temsil ettim. Spor genetiğimin devamı olarak bisiklet ile 5 ülke gezdim geçen sene ve hiç bilmediğim ormanlarda, göl kenarlarında çadır kurabildim. Alternatif patikalarda, bir başına emniyetle yol alabildim bu navigasyon sistemleri sayesinde.

Bu sene de İnebolu’dan Cide’ye gittim bisikletle, telefonumda bütün tırmanacağım irtifaları önceden göre göre. Himalayalar’da, Everest Ana Kampı’nda kalırken Khumbu buz çağlayanının üzerindeki çadırdan da haber ulaştırabiliyordum sevdiklerime.

– Son olarak Bilişim Dergisi okurları için kitap önerileriniz neler?

-Kitap öneriniz ne? sorusu 10 sene önce sorulsaydı size ufuklar açacak, duygularınızı coşturacak kitap isimleri önerebilirdim; ama bu baş döndürücü zaman yetersizliğinde gerçekçi olmam gerekiyorsa sadece kokusuyla, çevrilen sayfasıyla, ayracıyla, kitap okumaya da zaman ayrılmasını ve bu satırların düşlere de yansıtılmasını öneririm.

Sadece günümüzün popüler kitapları değil, her dem yeni, eski yazarların kitapları, bilim, tarih, üretim, teknoloji ve elbette şablon dışı gezi kitapları da kütüphanemizde yer almalı daha da önemlisi, önce bir kütüphanemiz olmalı derim.

El frenimizi çeken, bizi başlamadan bitiren: Neden olsun? sorusunun da yerini, kanatlarımıza rüzgar olacak, ümit dolu: Neden olmasın?’a bırakmasını dilerim.

Önceki Yazı Penetrasyon Testlerinin (Pentestlerin) Hukuki Durumu ve Zararlı Yazılımlar
Sonraki Yazı Ekonomist Dergisi “Yılın İş İnsanları”nı ödüllendirdi

Benzer Yazılar